top of page

ADA

  • Zeynep Demirbilek
  • 25 Ara 2024
  • 8 dakikada okunur

Gözlerini açtığında etrafı toz bulutu içerisindeydi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ki;

etrafı çevrelemiş mahşer kalabalığını fark etti. İnsanlar yüksek sesle konuşuyor, neredeyse

bağırıyorlardı. Durumdan haz etmedi. Yüksek sesten hoşlanmazdı; özellikle de, ders

saatlerinde. Öğrencilerine, ‘’edebiyat insanı dinginleştirir, zamanla sükunet verir’’ derdi.

‘Öğrencileri’ ? Etrafta kimse yoktu. Bir tek ‘vefa’lı göremedi. Zihninde sesler yükselirken,

birden ayağına ve yüzüne bir acı girdiğini hissetti. Kıpırdamakta güçlük çekiyordu.

Duraksadı… Yüzüne dokundu. Sızlıyordu. Neyse ki kanama yoktu. Şükür ki ayaklarını

hareket ettirebiliyordu. O esnada, yeniden ’mahşer’ kalabalığına baktı. Kendini dönemin

ünlülerinden biri gibi hissediyordu. Herkesin göz hapsindeydi. Ön planda olmayı sevmezdi.

Durumdan hoşlanmadı. Olmak istediği yerde değildi. En mutlu olduğu yerde, yeniden kutsal

topraklarda olmak istiyordu. Hatice, kutsal olduğunu düşündüğü o yere gitmek için hayatında

ilk kez borçlanmıştı. Değer miydi? Cevaptan kayıtsız ve şartsız emindi.


Kaza yaptığının, arabadan çıkması gerektiğinin farkındaydı. Herhangi bir sıkışma durumu

gerçekleşmemişti. Ani bir hareketle elini kapıya uzattı. Küçük bir kız çocuğu fiziğine sahip

olmanın avantajını burada kullanacaktı. Elbette atak yapısının da faydası vardı. Böylelikle tek

manevrayla çıktı. Dışarıda çok gürültü, çok insan vardı. Ruhu daraldı. Sessizliği dinlemek

istiyordu ki; radyonun inanılmaz bir ses tonuyla bağırdığını fark etti ... Eğildi, içeri tamamen

girmeden radyoyu kapattı. Üstünde başında herhangi bir yırtılma yoktu. Bacağına dolanan

eteğini ve boynundaki fuları düzeltti.


İnsanlar hayretle, Hatice’yi izliyordu. Birçoğu içip içip ağaca tosladığından emindi.

Hatice’ye, iğrenerek bakıyorlardı. O an asıl konu vücudunda bir hasarın olup olmamasıydı.

Müdahale gerekebilirdi. Bunun farkında olmasına rağmen ani bir hamle yaparak çıkması,

şaşırtıcıydı. Cahil cesareti de bazen işe yaramıyor muydu? Hayır, hayır. ‘’Cehalet yenmemiz

gereken en büyük düşmandı’’.


Hatice, uyuyakalmıştı. Bir arabaya çarpacakken, direksiyonu kırmış, yolun kenarındaki

kocaman bir ağaca çarpmıştı. Ağacın köklerine tutunarak hayatta kaldığını düşünüyordu.

Araba yüksek ihtimal hurdaya çıkarılacaktı. O araçtan saçının fönü bile bozulmadan çıkması

bir mucizeydi; ve bu mucizeyi önümüzdeki günlerde defalarca tekrarlayacaktı. Birinden ayna

istedi. Yüzündeki kırmızılıkları inceledi. Ela gözlerindeki pırıltı gölgelenmişti. Bunun kazayla

bir alakası olmasa gerekti. Korkmuş muydu bilmiyordu. Fakat ters giden bir şeyler olduğu

apaçık ortadaydı.Telefonu çalıyordu. Arayan Uğur’un annesiydi. Yakınını sormalarının akabinde telefonun çalması tevafuk olsa gerekti.


Uğur’un annesi, on dakika sonra yanındaydı. Yakınlık bu olsa gerekti. Kadının Hatice için

endişeli olduğu her halinden belliydi. Başka bir şey daha okuyordu Hatice kadının suratında.

’Uğur’ dedi’. ‘Bir sonraki davaya kaldı’ dedi kadın. Üzerine konuşmadılar. Alkol kontrolünün

ardından tutanak tutuldu. Eve gitmek üzere yola çıktılar. Hatice hastaneye gitmek istememişti.

Trafiğin yoğun olduğu bir saat vardı. Hatice, bu kavramla yeni tanışıyordu. İşi evine

yürüme mesafesindeydi. Öğrencisi Uğur, sebebi belli olmayan bir gerekçe ile okuldan atılmak

üzereydi. Hatice de bundan dolayı, önce ehliyet ardından araba almıştı. Amacı davalara

zamanında yetişebilmekti. Kredi taksitini düşündükçe içi sıkılıyordu. Lakin mevcut şartlar

altında, bu zaruri bir ihtiyaçtı.


Uğur, asılsız bir suçlamayla itham edilene kadar, okul dergisinde editördü. .Hatice’nin

gözbebeğiydi. Pırıl pırıl bir çocuktu. Hatice, bu ışığı karartmalarına izin vermeyecekti. Her

zamanki gibi kararlıydı. Uğur’un annesiyle de bu süreçte yakınlık kurmuşlardı. Arkadaş

olmuş, başka fidanlar dikmek için fikir birliğine varmışlardı. Uğur birleştirici güç olsa da, bu

ilişkiyi kuvvetlendiren ’sebepsiz yere iyi insan olma’ inancıydı.

Hatice, yolculuk esnasında huzursuzdu. Davanın seyri bütün ruh halini değiştirmişti. Hiç

huyu olmadığı halde; durmaksızın, karşı tarafı suçlamaya başladı. Bunu yaparken de, bir tek

Uğur değil kendine yapılanları da dillendirmekten kaçınmıyordu. Bir yandan ağlıyor bir

yandan da ‘böyle olmamalı’ diyerek adeta sayıklıyordu. Hatice, günlerdir uykusuzdu. Buna

rağmen sahip olduğu enerji şaşırtıcıydı!. Hepsini mahvedeceğini söylüyordu. Uğurun annesi

için çıkış ve kilit noktası, bu son replik oldu. Hatice’yi tanıyordu ve şu an giyindiği kıyafet

ona ait değildi. Bunu anlamak için de kahin olmaya gerek yoktu.


Hatice, muayene olmayı kabul etmiyordu. Uğur’un annesi de, eve giderek zaman kazanmayı

öngörmüştü. O sırada bir kaç telefon görüşmesi yapacak, gidilecek hastane ve bölüm

konusunda, fikir alacaktı. Hatice, yürüyüşe çıkmak istedi. Yürürken bir anda duraksadı.

‘Ebu’l Vefa, ‘Fatih’, ‘Beyazıt’… ‘’Ne hayırlı insanlar’’ dedi kendi kendine. Temposunu düşürmüş, düşünceli bir hal almıştı. Bu sıralar çok düşünüyor, sonuca ulaşamıyordu. Aldığı

kararlar ise, onu maddi ve manevi zora sokuyordu. Evet; hayatı sıklıkla sorgulardı. Hatta iş

arkadaşları tarafından, sık sık depresif olmakla suçlanırdı. Çok uyuduğu bu tür zamanların dışında, bir de uyuyamadığı halde enerji patlaması yaşadığı zamanlar vardı. Bu zamanlarda

da ‘ne kadar hayat dolusun’ demeleri gerekmez miydi? Onlar dengesizi tercih ederlerdi.

Hatice, ne depresif ne de dengesizdi. Sadece yıllarca yalnız yaşamaktan dolayı adı

konulamamış bir rahatsızlığı vardı.


******************


Koşarcasına arşınlıyordu yolları. Hatice, üzüldüğünde, sıkıldığında, yalnızlığından kaçmak

istediğinde ve evet mutlu anlarında bu sokaklara sarılıyordu. Mutlu anlar… Gülümsedi bir an.

Çocukken babası her gün eve gelirken ona o çikolatayı alırdı. Hatice, bunun adını, yıllar sonra

‘Arap bacının çikolatası’ koyacaktı. Babasını çok özlemişti. Annesini de. Belki de, onlar birer

kaleydi. Ve şu an savunmasız hissediyordu. Kaleleri yıkılmış bitik bir savaşçı gibiydi. Kime

karşıydı bu savaş? İş arkadaşları, komşular, mahalleli, eş dost. Gündelik hayatta yer dahi

kaplamayan isimsiz insanlar… Her zaman ‘aileyle savaş olmaz’ derdi. Aile… Hatice, o an

ailesi kim bilmiyordu. Ayşenur. Ah Ayşenur… Bir an yüzünün ışıldadığını, kalbinin

ısındığını ve sıcaklığın vücuduna yayıldığını hissetti. Gözünde Ayşenur’u ve biricik

kuzusunu resmetti.


Kaç adım attığını bilmiyordu. Az biraz sakinleşmişti. Olanları düşünmek istemiyordu. Buna

rağmen, kendini beyin fırtınası yapmaktan da alıkoyamıyordu. Gün, kurul toplantısıyla

başlamıştı. Sebepsiz yere bir fidanın üzerine basmak, ezmek istiyorlardı. Her fırsatta onlardan

olmadıklarını hissettiriyorlardı zaten. Ya mesafe koyup tavır alıyor, ya da küsüyorlardı.

Küsme kararı, Hatice’ye, daha dürüst geliyordu. Bir de son zamanlarda laf sokmak gibi bir

huy edinmişlerdi. Onlardan tiksinmesi için gerekli her türlü ortamı sağlıyorlardı. Uğur’un

davası da, kopan ilişkilere tuz biber olmuştu. Hatice bu konuda var gücüyle çabalıyordu.

Kurul’a katılabilmişti. Akabinde de şahit olmayı başarmıştı. Hatice inandığı her konuda taraf

olan, fikri ve vicdanı hür bir insandı. Uğur’la alakalı Kurul’dan çıkan menfi karar onların fikir

sahibi olmamasının ve bilgisizliğinin sonucuydu. Hatice farklı savlar sunmuş, doğruyu

göstermek adına elinden geleni yapmıştı. Karşılaştığı tavır ise gayet çirkindi. Hatice’yi boş ve


alakasız konuşmakla itham etmişlerdi. Hatice üzerinde durmadıkça da, tavırları boyut

değiştirmişti. Bu kez de, diğer öğrencilerin eğitim ve öğretim görme hakkını ellerinden

almakla suçlamaya başlamışlardı. Hatice’ye göre en büyük erdemlerden biri kendini

tanımaktı. Hatice de, kendinin ne kadar olduğunun bilincinde olanlardandı. O fidan, ağaç

olup kök salacaktı!


Ayşenur’un eşi, aradı o an. İlk tepki olarak saatten dolayı içi ürperdi. Nasıl olduğunu merak

etmişti. Herhangi bir sorun yoktu! Ayşenur ile aralarında tarifi güç bir bağ vardı. Uzaklık,

ilişkilerini hiç etkilememişti. Duraksadı. Kurul’daki öğretmenlerden biri, onu kocasından

kıskanmıştı. Kocasına Hatice ile konuşma yasağı koymuş olması da gayet manidardı. Hatice

alımlıydı. Hatice girişkendi. Hatice entelektüeldi. Hatice stil sahibiydi. Hobi sahibiydi. Hatice

fikir ve zikir sahibiydi. Hatice, kendine her anlamda yeten genç bir kumral güzeliydi...

İnsanlara karşı mesafe koymasını, anne ve babasının kaybettiği yıl ivedilikle öğrenmişti. Yine

kafası karıştı. Komşusuyla yaşadığı tartışma geldi aklına. Yok, o duldu. Kocasından

kıskanamazdı. Verdiği bir emaneti aylarca güzel bir dille istemesine rağmen, alamayınca

tartışmışlardı. Kendi aralarında kulis kurmuşlardı. Apartman toplantılarında bile, sadece

mecburi konularda konuşmaya başlamışlardı. Asgari müştereklerde bir araya gelindiğinde de, yapbozun uymayan parçası gibi; yalnız ve kimsesiz hissettiriyorlardı. Dedikodu yapmak bu

insanların hayat biçimiydi. Ve hepsinin ortak yönü de buydu. Durumu olur olmadık şekilde

mahalle esnafına da taşımışlardı. Esnaf da bir süredir Hatice’ye karşı tavırlıydı. Hatice

durumun farkında olsa da her hangi bir iyileştirme çabasına girmemişti. Onlara karşı hiç

nefret beslemedi. Bunca yalnızlaştırma, başkalaştırma, değersizleştirmeye rağmen bu hissi

barındırmadı içinde. ’DİĞERİ’ yapma çabalarına rağmen Hatice zaten onlardan ‘’başka’’

olduğunu biliyordu. Fakat bu düşünce, onun kötü hissetmesine engel olamıyordu. Nefret

Hatice’ye fazla büyük, gereksiz bir duyguydu. Sevgilisi onu aldattığında ondan nefret etmiş

miydi? ‘Hayır, o duygunun adı, öfkeydi’ dedi. Zamanla da kırgınlıkla yer değiştirmişti.

Boşluğa bırakmıştı kendini; zamanla buhar olup uçmuştu.


Uğur’un annesi, trafiği alt üst etmek pahasına ters yönden döndü. Direksiyonu hastaneye

kırdığında, Hatice’nin öfkesi doruk noktasındaydı. Duyduklarına inanamıyordu. O esnada ruh

ve sinir hastalıkları hastanesine geldiler.


******************


Hatice’ye, bipolar bozukluk (duygu durum bozukluğu) teşhisi konulmuştu. Buna bağlı

olarak, elektro şok tedavisi görmüştü. Hatice bu sürecin bir kısmını kapalı koğuşta geçirmişti.

Kırk bir gün sonra, Uğur’un annesiyle girdiği bu yerden yine Uğur’un annesiyle çıkıyordu.

Yalnız, bu sefer üç kişilerdi. Eve dönerken çok konuşmadılar. Uğur ve annesi doktorunun izni

oldukça ziyaretlerde bulunduğu için durumun bilincindeydiler. Artık kısmen de olsa

rahatlamışlardı.


Hatice, lise birdeyken anne ve babasını kaybettiğinde, şu an oturduğu ev kiraya verilmişti.

Oradan gelen parayla, yatılı olarak tamamlamıştı eğitim hayatını. Zorunlu görevden sonra da

baba ocağına dönüş yapmıştı. Kapıda apartman görevlisiyle karşılaştılar. Öncelikli kızını sordu. ‘Derslere devam edebileceklerini, bu dönem müsait olduğunu’ söyledi. Görevli, adeta vebalıyla karşı karşıya kalmış gibi davrandı; ’Hiç gerek yok’ dedi. Hatice, Uğur’un annesine baktı. Kadın elini tuttu ve evlerine yöneldiler.


Hatice’nin yanında, bir süre Ayşenur kalacaktı. En yakını Ayşenur ve Ayşenur’un

kuzusuydu. Bu kuzu, yaşam ışığıydı. Hatice raporluydu. Ayşenur da yıllık iznini

kullanıyordu. Hatice Ayşenur’un, onu evde karşılamasını istemişti. Ayşenur kapıyı açtığında

her zamanki gibi, bir süre birbirlerine baktıktan sonra sımsıkı sarıldılar. Ayşenur’u görmek

ona her zaman iyi gelirdi. Ayşenur’un ailesi olmasına rağmen o da aynı hissiyattaydı.

BİLİYORDU. Ayşenur; onun biraz annesi, hiç olmamış kardeşi, kalbini ellerine bıraktığı

vefalı dostu, ona teyzelik duygusunu yaşatmış, biricik bacısıydı.


Ayşenur, Hatice’yi hafif bir şekilde yedirdikten sonra ilaçlarını verdi. Ardından çay

demlediler. O an Hatice’nin ağzından şu sözler döküldü. ‘Sevgi ve şefkatin bile iyi

gelemeyeceği insanlar var’… Hatice devam etti. ’Ben de mükemmel değilim, belki bu

hastalıkla beraber bilmeden, kırdım, üzdüm insanları kim bilir…’ Sustu. Uzun bir sessizlik

oldu. Sözü yine Hatice aldı. ‘İnsanlar, acımasız ve önyargılı’ dedi. Ayşenur, sessiz bir şekilde,

gözünü bile kırpmadan Hatice’yi izliyordu. ‘Kırık, döküğüm, yaralı ceylan gibi hissediyorum’

derken, gözlerinden yaşlar süzülmüştü. Ayşenur yumuşak bir giriş yaparak, Hatice’nin devam

etmesine izin vermedi. Ayşenur, ’’can dostum, güzel insan; yeraltında turlamak için doğru

zaman değil’’ dedi. Hatice de, kendi kendine ‘’Ayşenur, dediyse öyledir’’ dedi.


******************


Yaz sezonu bitmişti. Okulların açılmasına çok az bir zaman kalmıştı. Bu süreçte, hem

doktor kontrollerine devam etmiş, hem de uzun zamandır ertelediği şeyleri hayata geçirmişti.

Hatice, bir süredir daha uzun aralıklarla gidiyordu doktora. Artık sadece bir ilaç kullanıyordu.

Bu da hastalığın temel sorunuyla alakalıydı. Uzun vadede, gözlemleyerek bunu da kesmek

mümkündü. Hatice, birçok konuda olduğu gibi söz, söz konusu sağlık olunca da; son derece

titiz ve dikkatliydi. Hastalığı da öğrenmişti. Hatice, artık karar aşamasındaydı. Her zaman yaptığı gibi, bu konuyu, yürürken uzun uzun düşünmüştü.


Eve gelince, kahvesini bakır cezvede itinayla pişirdi. Yanına bir hurma koyup, oturdu. O

sırada, bir kenara koyduğu kitap ve defterler ilişti gözüne. Hatice düzenli bir insandı.

Herkesin olduğu gibi, her şeyin de bir yeri vardı. Bunları kütüphaneden ne zaman çıkardığını,

hatırlayamadı.


Evet, Hatice, yol ayrımındaydı. Ve o an, kitaptan düşen bir beyaz kağıt, yoluna ışık olacaktı.

Onun muntazam el yazısıyla yazılmıştı. Tarih olmamasına rağmen yer belirtilmişti.‘’


Büyüyoruz günbegün, olgunlaşıyoruz, yaşlanıyoruz. Çocukluk güzel... Masum, dürüst,

sırdaş... İnsanları yargılamıyorsun, gözlerini üzerlerine dikmiyorsun. Gıybet etmiyor çocuklar,

laf sokmuyor, bile isteye kullanmıyor seni, canını yakmıyor, ötekileştirmiyor. Hareketlerinin

nereye gideceğinin hesabı içinde değil. Bu noktada içimdeki çocuğu saklı tuttuğum için mutlu ve gururluyum. Hayata ne yansıtıyorsan geri bildirimini alamıyorsun her zaman. Sevgi de saygı da karşılıklı olunca güzel. Gereğinden fazla verici olmak iyi kapılar açmıyor her zaman.


İnsanın kendini tanıması, koruması, kollaması, ardından da diğer kişileri konumlandırması,

mühim... Bunun adı olgunlaşmak olmalı. Hayat kimisini ilk gençlik yıllarında mecbur

bırakıyor büyümeye benim gibi…

İçimdeki çocuğun adı ‘umut’ olsun. Umut dolu bir çocuğum olsun.


-İnsan Hastalıkları Hastanesi-

Hatice yazıyı çok beğendi. Uzun zamandır askıda olan kitap yazma fikrine o an karar verdi.

Gülümsedi. Böyle durumlarda gözleri kısılır, ardından da kaybolurdu. Hatice, bipolar

bozukluk üzerine farkındalık yaratmak adına bir kitap yazacaktı. Kitabın türü, biyografi

değil, roman olacaktı. Hızlı düşünmüş, temeli sağlam bir plan kurmuştu. Her zamanki

garantici yapısıyla davranacaktı. Öncelikle arabayı satıp kredi borcunu kapatacaktı. Kalan

kısmı da onu bir süre geçindirecekti. Yayın evi bulma, pazarlama gibi teknik konular üzerinde

de çalışmalıydı. Konu hakkında bilgi edinmeye çalışırken çok araştırmıştı. Hepsinin ayrı ayrı

faydasını göreceğini biliyordu.


Asıl kararı süreci tamamlayıp maddi durumunu düzelttikten sonra hayata geçirecekti.

Koruyucu aile programına başvuracaktı.


******************


Dava gününün gelmesini iple çekmişlerdi. Tanıklar, konular, yaşananlar tekrar tekrar

konuşuldu. Durumdan sıkılmıştı ki, her zaman olduğu gibi gerçekler kazandı! Uğur önce

annesine sonra öğretmenine sarıldı. Duygusallığı her halinden belli oluyordu. Hatice Uğur’a

sarılırken annesinin de, ellerini sıkıyordu. Ardından Uğur’un annesi, var gücüyle Hatice’ye

sarıldı. Belli ki söylemek istediği çok şey vardı. Sessizliği paylaştılar.


Akşam Uğurların evinde kutlama vardı. Kalabalık bir topluluk olmayacaklardı. Hatice o gün

hayatının değişeceğini bilmiyordu. O gün kendince, Uğur için itinayla hazırlandı. Keyfi

yerindeydi. Hazırlanırken art arda şarkılar mırıldandı. Müzik dinlerken eşlik etmeyi severdi.

‘’Tatlı dillim güler yüzlüm… gönlüm hep seni arıyor. Neredesin sen?’’

Kapıyı tanımadığı biri açtı. Hatice o an, onun dördüncü element olduğunu; anladı. ‘Ey

AŞK’…

Uğur’un annesi selamlaşmanın ardından tanıştırdı bu adamı. ’Büyük Biraderim;

yurtdışından geldi. Uğur da kapının kenarında durmuş, kendi kendine gülüyordu. Akabinde

Ayşenur Hatice’nin kucağına atlayıverdi. Hatice, çok mutluydu.


******************


Bedenimde bir fidanı sularken, hayatın ‘siyah’ ve ya ‘beyaz’ olmadığını anlamıştım. Yine

yeniden yürüyordum. Yazmaya başlamıştım…

TUNA NEHRİ 2004

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page