ADAM OLACAK ÇOCUK
- 25 Ara 2024
- 5 dakikada okunur
Bugün Pırıl’ın doğum günü; yani hayata ve bizlere merhaba dediği günün yıl
dönümü. Nereden geldiğine dair çok da fikir sahibi değilim ama bizimle olduğu için
çok mutluyum. Aslında Kıymet Teyze’min göbeğinde büyüdüğünü sonra da bir
yolculukla dünyaya adım attığını biliyordum. Adım atmak derken, yürümek
manasında kullanmadım bu deyimi. Pırıl’ın yürümek için biraz zamana ihtiyacı var,
annem böyle söyledi. Benim yolculuğum ise biraz zorlu ve meşakkatli(bu kelimeyi
çok seviyorum) geçtiği için, yürümekle alakalı sorunlarım var. Diğerlerinden farklı
olduğumu biliyorum. Annemin tabiriyle ben özel bir çocuğum. ‘Herkes kendine
özgü değil midir zaten’ demek istiyorum, tam manasıyla ifade edemiyorum. Aklı
jet hızıyla çalışan lakin fiziksel anlamda eksikleri olan biriyim ben. Doğum
sırasında gelişen bir komplikasyondan dolayı böyle olmuşum…
Pırıl’ın partisi için onların evinde toplanmıştık. Ben annem ve babam dışında
akraba olduklarını düşündüğüm üç beş kişi daha vardı. Sohbetler edildi,
kahkahalar eşliğinde atıştırmalıklar, yemekler, içecekler tüketildi; herkes
halinden memnundu. Ben de öyle. Yemek yemeyi çok seviyordum. Bugünün
mönüsünde özellikle ben sevdiğim için yapılmış şeyler de vardı. Mesela mücver.
Kıymet Teyzem buna bayıldığımı bilirdi. Annem de bilir ve her seferinde bizi
uyarmaktan da geri kalmaz; ‘Fırında yapın şunu’ derdi. Annem kurallar koymayı
sevse de kurallar çiğnendiğinde çok büyük tepkiler de vermezdi. Onun bazı
kuralları öneri mahiyetinde kullandığını düşünüyordum. Masada makarna salatası
da kendine yer edinmişti. Bu da Pırıl’ın en sevdiği yiyeceklerden biri olabilir. Onu
yere serilmiş bir örtünün üzerinde oturmuş, avuç avuç bunu yerken gördüğüm bir
çok fotoğraf var zihnimde. Dediğim gibi zihnim biraz hızlı, buna birazdan biraz
fazla da denilebilir. Çabuk kavrıyorum, kolay unutmuyorum, görsel ve işitsel
hafızamın da zehir gibi olduğu söylenenler arasında. Bana tam bu tanımlarla ifade
etmeseler de böyle bir şey. Bazen kafam karışık oluyor. Yapmak istediklerimi
yapmayı deneyip başarısız olduğumda kimi zaman çok sinirleniyorum. Buna gücüm
olmasına rağmen tuşa basamıyorum. Aslında dans bile edebilirim. Belki ilerleyen
zamanlarda, kim bilir.
Kutlamanın en güzel yanı hediye kısmıdır bence. Pırıl ilk kez kendi doğum gününü
kutlasa da geçen yıl benim doğum günüme katılmıştı. Hatırlıyor mudur acaba diye
düşündüm, ben unutmazdım diyorum kendime. Pırıl hediyeleri görünce kocaman
kocaman gülücükler atıyordu. Oyuncaklar, kıyafetler bir sürü hediyesi olmuştu.
Ben Pırıl’a kitap almıştım. Böyle sesli olanlarından. İçinde üç tane masal kayıtlıydı.
Hediyeyi verince annem; ‘Barış kendi mesajını da kaydetmek istedi’ dedi, bir an
herkese birden hitap ederek. Anneme yazı tahtamın yardımıyla söylemiştim
bunları. Bu annelik denilen mevhum nasıl da güzel yapıyordu insanı hatta ve hatta
bütün canlıları. Annemi çok seviyordum, babamı da tabi ki. Sıra benim hediyeme
gelince, Pırılcık açarken düğmesine basmış olmalı ki; annemin sesi duyuldu.
‘Merhaba Pırıl ben Seçil, Barışın annesi. Bu konuşmayı Barış adına yapıyorum.
Nice mutlu yıllara, seni çok ama çok seviyorum, daha mutlu günlerimiz olacağını da
biliyorum. Çünkü önümüz arkamız sağımız solumuz pırıl pırıl. Bence en yakın
arkadaşın Barış’. Pırıl anlamıştı, gözündeki o pırıltıyı tanırdım. O an zihnimde
Pırıl’ın isim macerası canlandı. Kıymet Teyzem hamileliğinin neredeyse son
günlerine kadar çalışmıştı. Evlere temizliğe gider aynı zamanda apartmanın
işlerinin bir kısmıyla da o ilgilenirdi. Eşi İsmail Amca da binanın her türlü
ihtiyacıyla meşguldü. Giriş katının bir altında bulunan bir oda bir salon bir evde
yaşamaktalardı. Komşularımızın ikisi de yirmi yaşların başında olmasına rağmen
yaklaşık beş yıl süren mutlu mesut bir evlilikleri vardı. Bu süreçte çocuklarının
olmasını çok istemiş, Meryem Ana’dan su bile getirmişlerdi. (Kıymet Teyzem
anneme bu şekilde anlatmıştı.) gezmedikleri doktor, türbe, yatır kalmadı derken
Pırıl oluvermişti. Hepimiz çok sevinmiştik. Sevinmek zor değildir, zaman zaman bir
topluluğun aynı fikre sevinmesi zor olabilir.
Okul ve terapi merkeziyle geçen günüme yaklaşık dört gibi eve dönerek devam
ediyordum. Babam ve annem eve gelene kadar yaklaşık üç saat Kıymet Teyzemle
beraber oluyorduk. Yemeğimi yer, ihtiyaçlarımı görür, evdeki irili ufaklı işleri
beraberce yapardık. Kıymet Teyzem eve benden önce gelir, büyük işleri o
hallederdi. Doğumdan önce temizlik yapmayı büyük ölçüde bıraktı. Bir gün annem
eve geldiğinde Kıymet Teyzeme baktı ve ‘Kıymet ben sana ne diyorum, sen ne
yapıyorsun’ dedi. Kıymet Teyzem bir an irkildi ve ‘bir yanlış mı yaptım Seçil
Hanım’ dedi. Annem bir an kahkaha attı ve’ evet evi pırıl pırıl yapmışsın’ diye
karşılık verdi. ‘Bu kız böyle giderse erken gelecek’ diye de ekledi. İşte o an
arkadaşımın adını koymuştum.
Ben her zaman planlı ve programlı bir çocuktum. Bunda evde aldığım eğitimin yanı
sıra öğrenimin de payı büyüktü. Ama büyük annemin dediği gibi hamur diye bir şey
vardı, ‘tuzsuz hamura sonradan tuz eklenmez’ derdi. Kısmen de katılıyordum buna.
Aile büyüklerimizle sık sık bir araya gelir, sofra sohbetleri ederdik. Büyük
babamla babam zaman zaman anlaşamazlardı. Onları izlediğimde kocaman iki adamın atarideki gibi birbirine dört bir yandan yumruklarını görüyordum.
Birbirlerine seslerini dahi yükseltmeksizin yapılan bu tartışmaların bazılarının
ikisi içinde kırıcı olduğunu bir tek anlamak değil hissediyor ve üzülüyordum.
Dedem bir gün ‘yaşlılık demode bir şey değildir’ demişti. ‘Ağaç gibi zaman
içerisinde gövdesi daha da sağlamlaşır, kökleri de daha derine karışır. Bundan
sebep bir fikir meydana çıkacaksa yaşlılara da en azından bir oy hakkı
verilmelidir’ diye de eklemişti. Bu derece büyük bir çıkış dedemden ilk kez
gelmişti. Zaten ertesinde babamla dedemin bir süre aralarına mesafe girmişti.
Sevdiğin bir insanın sevdiğin başka bir insana darılması çok üzücüydü. Kendimi
arada kalmış buluyor, bir an önce adımın gereğinin yapılmasını istiyordum. Zaman
ilerleyince annemle ben devreye girerek büyük annemin de sonsuz yardımıyla
işleri yoluna sokmuştuk.
Pırıl’ın gelmesine üç hafta kalmıştı. Oda senin kardeşin olacak diyorlardı. İnsanın
kardeşinin olması muazzam bir şey olsa gerekti. Üç hafta göz açıp kapayana kadar
geçerdi de; isim konusunda nasıl bir ikna politikası uygulayacağımı tam olarak
bilemiyordum. Bu konuyu sık sık düşünüyor, arzu ettiğim derecede etkili bir
konuşma oluşturamıyordum.
Bu konuda Kıymet Teyze’me baskı yapmak da istemiyordum. Sonuçta onun
göbeğinde yaşıyorsa adını koymak da en çok onun hakkı diye düşünüyordum. Diğer
yandan ortaklaşa yani maaile bir komisyon kurup bir sonuçta buluşmamız
gerektiğine inanıyordum. Komisyonun adını da ‘Pırılı’ın adını demokratik bir şekilde
nasıl Pırıl yaparız’ koyabilirdik. Kendime gülmeyi severdim. Ve yüzüme hınzırca bir
ifade takıp, Kıymet Teyzemi çağırdım. Kıymet Teyzem bakışlarımdan bir şey mi
istiyorum ya da o an ki ihtiyacım ne çoğu zaman anlardı. Bazen zaman aldığı olsa
da iletişim konusunda sıkıntı yaşamazdık. Bu kez bir şey anlatacaktım. Ama
tahtamı kullanarak ya da bana özel tabletimle klasik bir yoldan ilerlemek
istemiyordum. Bu sefer amacım, bonusları gidiş yolunda toplamaktı. İsim koyma
meselesi iyiden iyiye keyfimi yerine getirmişti. Okulda sık sık oynadığımız;
kelimeleri beden dilimizle anlatmak üzerine kurulu bir oyun vardı. Hem eğlenir
hem de lügatımızı genişletirdik. Oyunun hayata yansımasını görmek için çok ideal
bir yer bulduğumu düşünsem de, başarılı olamamıştım. Ama artık paylaşmam da
gerekmişti, çünkü Kıymet Teyzem de merak içerisinde kalmıştı.
Arzumdan nedeniyle beraber bahsettim. Kıymet Teyzemin gözleri dolmuştu,
annemin ‘hamile hassaslığı’ olarak nitelendirdiği şey; tam olarak böyle bir duyguya tekabül ediyordu. İsmail Amca ve aile büyüklerinin de katkısıyla Pırıl’ın adını Pırıl
koyduk. İşte bugün o ismi koyuşumuzun, koyuşumun birinci yılı. Hepimiz için başka
manalar da taşısa, hepimize farklı sıfatlar kazandırsa da mutluluğumuz bir. Çünkü
biz bir aileyiz. (Bu arada dedemle babamın arası da pek iyi. Nedenini anlatmaya ne
hacet. Lig başlar ve söz konusu Galatasaray olunca gerisi teferruat hale gelir.
Sevgiler Barış.)

.png)
Yorumlar