DANTEL
- 25 Ara 2024
- 7 dakikada okunur
‘Bazı şeyler, bazı olaylar ve bazı insanlar tepkiyi hak etmiyordu.’’ Şennur romanına
bu cümleyle başladığı gibi bu cümleyle de bitirdi. Onunkisi, sevda üzerine
karalanmış türlü türlü tanımın bir araya gelerek bir konu ve tek bir ana fikir
altında toplanması üzerine kaleme alınmış bir kitaptı. Ve bu başlangıç öyle
alelade kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşmuş değil, bir düşüncesinin, telkinin
iz düşümü hiç değildi .İnsanın kalbinden kopup gelmiş, kim bilir; ciğerlerine
yerleşmiş bir tepkisizliğin tepkisiydi.
Koray ile Nazlı beraber beş yılı devirmişlerdi. Bu özel günü kutlamak için de özel
bir durum düşünülmeliydi, öyle değil mi? Olaylar da tıpkı o yönde gelişti, o güne
has ilişkilerinde devrim niteliği taşıyacak bir durum yaşadılar…
Aynı okulun farklı bölümlerinde okuyan Koray ile Nazlının yolları sinema
kulübünde kesişmişti. Nazlının son senesi, Koray’ın ise ikinci senesiydi. Nazlı
veterinerlik okurken, Koray ise tıp öğrencisiydi. Canlıları iyi etmek, onarmak, el
vermek için bir insanın eğitim alabileceği bölümlerdi her ikisi de, bu onları
yakınlaştırdı mı bilinmez .
Koray lise birinci sınıftayken çok aşık olduğu kızla, platonik de olsa kendine özgü
bir bağ kurmuştu. Bu duygusal anlamda yaşadığı ilk tecrübe olmasıyla beraber,
duygularını çok da yoğun yaşıyordu. Lise ikinci sınıfa geçtiklerinde Ela yoktu.
Elanın hayatını kaybettiğini ona çıkma teklifi edeceği okulun ilk günü öğrenmişti.
Yaz tatilinde uzun uzun temrin ettiği bu konuşma havada kalmıştı. Ela yoktu artık.
Koray bu olayın acısını çok derin yaşadı. İlk altı ay varlığı belli belirsiz okula gidip
geldi. Yemiyor, içmiyor, konuşmuyor gerek ruhsal gerekse fiziksel acı çekiyordu.
Zaman ilerlerken yavaş yavaş hayata karışsa da bu konu onun hayatında hep bir
sızı olarak kalacaktı.
Bu olayla birlikte aslında çok başarılı olmasına rağmen derslerini aksatmıştı.
Bundan sebep üniversiteye girmesi gecikti, tıbbı kazanacağı belliydi ama sadece
zamanlamada farklılık olmuştu. Bu mesleği seçmek kendini bildiğinden beri
hedefiydi. Bunda ailesinde çoğu kişinin doktor olması ne kadar sebepse, insanlara
yardım etme güdüsü de büyük ölçüde sebepti. Okula girip tekrar sorumluluk almak
da ona çok iyi gelmiş, sosyalleşmeye de başlamıştı.
Nazlı ile tanışmaları da o döneme tekabül ediyordu. Koray savaştan yeni çıkmış
bir asker olmasa da, yaralarını yeni sarmış, biri dokunduğunda halen kanaması olası bir durumdayken, Nazlı bu durumun aksine hayat doluydu. Bir yandan okulu
bitirecek olmanın heyecanını taşırken diğer yandan ciddi kararlar arifesindeydi.
Ailesi memlekete dönüp bir yer açmasını istiyordu. Nazlı ise kararsızdı. Bir süre
daha burada kalıp bir yerde çalışarak tecrübe edinmek istiyordu. Bu sayede
memlekette kendi yerini açtığında hem daha faydalı olur, hem de işler daha kolay
ilerlerdi. Nazlı ailenin biricik kızıydı. Ailesi ne kadar ona düşkünse o da onlara o
derece bağlıydı. Bundan sebepte hikayesi bir gün memleketinde devam edecekti,
öyle planlıyordu. Lakin Koray da Nazlı da kendilerine ait planlar kurarken hayat
onlara başka bir yol çizmişti ve Nazlı Korayı tanıdığı ilk gün bunun farkına
varmıştı.
Arkadaşlıkla başlayan ilişkilerinin bir aşk hikayesine dönüşmesi Koray açısından
zaman alsa da Nazlı Korayı neredeyse ilk gördüğünde ona karşı içinin dolup
taşdığını hissetmişti. İlkokuldaki mini aşk hikayelerini saymazsak bu Nazlının
ciddi anlamda ilk olacaktı. İlk aşkı ilk ilişkisi belki de bu bağlamda ilk travması.
Koray Nazlının tavırlarından durumu kavramıştı. Bir yanı onun elini tutmak
isterken diğer yanı geçmişe ihanet etmiş gibi hissediyordu. Böyle olmadığını bilse
de zaman zaman insanın hislerini yönetmesi kolay olmuyordu. Yavaş yavaş
ilerleyen bu arkadaşlık bir süre sonra beraberliğe dönüştü. Nazlının fedakarlığı
ve sabrı üzerine kurulu bu yapı çok emek ve zaman vererek hayata tutunacaktı.
Bir danteli meydana çıkarmak gibi her bir adım için belki de yeni bir hamle yeni
bir uğraşı gerekecekti. Nazlı durumdan rahatsız değildi, çünkü Koray ne kadar
kafa karışıklığı yaşasa da her zaman nezaket sahibi ve Nazlı ile alakadar olmuştu.
Beraberliklerine artık ilişki diyebilmek için geçen uzun ya da o kısa dönem
sonunda Nazlı okulu bitirmişti ve Korayı bırakıp tabi ki de memlekete gitmedi.
Koray’ın kal demesine dahi gerek yoktu ya da ona ve ilişkilerine böyle bir
sorumluluk yüklemek istememişti. Nazlı plan ve program güderek ilerlemese de
birlikteliklerine dair çok zarifti. O fidanın henüz çok kırılgan olduğunun
farkındaydı. Suyunu dahi verirken dikkat etmek gerekiyordu. Koray’ın hikayesini
biliyor olması bunun nedenlerinden biri olsa da asıl konu Koraya olan sevgisi ve
anne babasının ilişkisine mercek tuttuğu zamanlardı. İlmek ilmek sevgi saygı ve
zaman zaman aşkla yürüyen o ilişkinin meyvesiydi sonuçta.
Nazlı kendine bir iş bulmuş normal seyrinde hayatına devam ediyordu. Yavaş
yavaş geleceğe dair planlar kurmaları üçüncü yıllarının sonuna tekabül ediyordu.
Koray mezun olunca bir yüzük takıp işi resmileştirmek ardından da uzatmadan
evlenmek istiyorlardı. Koray’ın ilk adımı atmasıyla çizilen bu rota Nazlı tarafından
büyük mutlulukla karşılanmıştı elbette. Koray’ın ona karşı hislerinin yoğunlaştığını
ve aradaki bağın derinleştiğini hissediyordu. Bu topraktan mahsul alma zamanının
gelmesi gibi bir şey miydi bilmiyordu lakin toprağı nadasa bırakmak gerektiğini
tam da işler yoluna girdiğinde anladı.
5.yıllarındalardı.
Koray okulu bitirmiş, mecburi hizmet ve alan seçim için sınava hazırlık için
uğraşırken, Nazlı söz nişan hazırlıklarıyla ilgileniyordu. Aile arasında küçük bir
tören olacak olsa da Nazlı ayrıntılarla dahi kendi ilgilenmeyi tercih ettiği için
zaman zaman yorucu olabiliyordu. Nazlı Koray ‘ın görev yaptığı yerde iş bulacak,
hayatını bir nevi Koray’ın hayatının üzerine kuracaktı. Henüz hangi diyara
gidecekleri belli olmamıştı. Ya da bunun bir önemi var mıydı? Hayattan ne
istediğini bilir ciddi adımlardı bunlar ama bazen ne istediğinden çok neyi nereden
ve kimden istediğindi önemli olan.
Süreç ilerlerken Koray’ın hizmet yeri de netleşti. Bir iki aile ferdiyle beraber
gidip ev tutma, ve döşeme gibi öncelikli yapılması gerekenleri hallettiler. Koray ve
Nazlı birbirini tanıyan ve birbirine o derece naif davranan bir çiftti ki, bir şeyler
alırken ‘sen bunu seversin’ cümleleri havada uçuşuyor ve sonuç ikisini de memnun
ediyordu. Üç gün içerisinde neredeyse evin tamamını döşemiş tıklım tıkış bir ev
yerine ihtiyaca yönelik hoş bir alan yaratmışlardı kendilerine.
Sade bir nikahı, sade kostümler desteklemişti. Nazlı ne kadar annesinin
gelinliğini giymek istemiş olsa da büyüklerin kararıyla yeni bir şey alınmıştı. Şık
bir gelinlik seçmişti Nazlı. İçine sinmişti. Nikahtan sonra iki günlük bir tatil
yaptılar. Sonrası belirli gibi görünse de, hatta yıllardır beraber de olsalar aynı
evde yaşamak bambaşka olacaktı. Hiç konuşmasalar da ikisi de bunun
bilincindeydi. Büyük büyük hayalleri arzuları yoktu. Birbirini seven ve sayan bu
çift ilişkilerini yavaş yavaş, güvenli bir zemine inşa etmişti. Bu açıdan da yarınlara
dair de çok fazla tereddütleri yoktu.
Tatil dönüşü Nazlı kıyafetlerini ve özel eşyalarını almak üzere İstanbul’a döndü.
Koray işten izin kullanmamak için direk gitmişti. Bu plan hayatlarını alt üst
edecekti. Yıllar sonra dışardan bir gözle bakıldığında, sonun başlangıcı
denilebilirdi.
Nazlının arkadaşları ona bekarlığa veda partisi düzenlemek istemişti. Zamanların
uyuşmaması sebebiyle ertelenen bu aktiviteyi Nazlı temelli gitmeden düzenlediler. Nazlı da kırmak istemedi arkadaşlarını. Cuma akşamı gerçekleşecek kutlamadan sonra, gündüz tamamen toparlanıp akşam otobüsüyle Koray’ın yanına gidecekti. Fakat organizasyonu düzenleyen aynı zamanda en yakın arkadaşı olan Fulya’nın babası rahatsızlanmıştı. Çok kötü bir durum olmasa da birkaç gün hastanede kalması gerekecekti. Bundan sebep plan bir kere daha ertelendi. Gündüz arkadaşının babasını ziyarete giden Nazlı da Koray’a sürpriz yapmak
istedi. Cuma akşamdan binecek hafta sonu da tamamen onların olacaktı. Koray da
belki hiç oluşmamış bu heyecan Nazlı da halen vardı. Ara ara tırmanan bu his,
zirvelere çıkmasa da ona da ilişkiye de ivme katıyordu.
Nazlı gitti, sabah 05.45 sularında eşyalarını taksicinin yardımıyla kapıya yığdı.
Apartman kapısının anahtarı vardı da, ev kapısının arkasında anahtar varsa
açamayacaktı. Olsun; bu kadarı bile yeterdi sürpriz olarak. Sana ışınladım
kendimi diyecekti. Kapıyı açmayı denedi, hemen açıldı. Gayet basit. Bu kadar basit
ve bu derece kolay…
…
Nazlı yaklaşık bir buçuk yıl sonra İstanbul’a döndü. Bir iki hesap kitap yapmak
gerekiyordu ve artık kendini buna hazır hissediyordu. Yayla evinde geçirdiği bu
dönem, büyük ölçüde yalnızlık; iyiden iyiye içe dönme imkanı sağlamıştı. Bu da
yıkık dökük gittiği o evden o memleketten iyi olarak dönmesine büyük vesile
olmuştu.
O gün, o evden Koray’ı hiç ellemeden gözlerine inanamayarak, kalbine bir ok
yemiş bir mağdur olarak çıkmıştı. Sonrasında ne konuşmak ne de değerlendirmek
istiyordu bu konuyu. Kendiyle olmak; biraz okumak, biraz yürümek, bir şeyler
dinleyip belki toprağa dokunmak istiyordu. Yayla da çok vakit geçirmiş biri için bir
bohem şımarıklığı değil, tabi isteklerdir bunlar. İnsan, çanların çaldığı, en tepe
noktada olduğunu sandığı anda ani bir karar verme eğiliminde oluyordu. Nazlı
babasını aradı, saatin ne kadar erken olduğunun farkındaysa da, bunun an
itibariyle herhangi bir önemi yoktu. Taksiyle havalimanı olan ilk şehre, oradan da
rast gelen ilk büyük şehre ‘ışınlanacaktı’ .Bbulunduğu yere göre de bir şekilde
yayla eve geçecekti. Babası orayı hazırlatacaktı. Tam da bu yüzden babasını
aramıştı. Annesi olsa feryat figan ne olduğunu öğrenmeye çalışır dururdu.
Babasına bitti demesi yeterliydi, her şey ortadaydı aslında. Elinde bir tek el
çantası vardı. Eşyaları da kapının önüne öylece bırakmıştı. Koray da böylelikle
konuyu anlamıştı. Koray Nazlı’dan farklı yaşamıştı bu duyguyu. Nazlı biraz da mübalağa ile vurgun yemiş gibiydi, sonrasında bilerek ya da bilmeyerek tedavi etti
kendini. Koray ise dingindi. Kendine kızgınlığı baskındı. Gündeminin en üst
sırasında Nazlı’yı üzmüş olmak vardı. Zaman içerisinde Nazlı’sızlığı hissetmeye ve
onu özlemeye başlamıştı. Sürecin başlangıcında Nazlı’ya ulaşmak için babasıyla
konuşa da gördüğü tavırla bunu bir daha denememesi gerektiğinin ayrımına
varmıştı. ‘Sadece iyi olduğunu bilmek istiyorum’ gibi bir cümle trajik değil miydi?
Koray kötü çocuk değildi ve bu hikayedeki herkes de bunun bilincinde insanlardı.
Hata yanlış bizler içindi elbet. Fakat bazılarını kaldıracak güç bulunamıyordu. O
noktada ise ipleri koparmak en hayırlısıydı belki de, kim bilir…
Nazlı bu süreçte bunu çok ölçüp biçti. Koray’a da bu ilişkiye de ne kadar emek
verdiğini düşündü durdu. Hayatındaki bütün dinamikleri Koray’a göre
kurguladığını ve aslında onun hayatını yaşadığını fark etti. İlişkilerde karşılıklı
fedakarlık ve durumu şartlara göre belirlemek gerekebilirdi. Lakin kendi
hayatından vaz geçmek de doğru değildi. Koray’la bunca yıl hep ileriye
bakmışlardı. Okul bitecek, sınava girilecek, nerede yaşanacak, evlilik nasıl olacak
vs. vs. bir yere yetişir gibi, sanki ödememiz gereken borçlar gibi. Yani yoldaki
çizgilere bakarken çevredeki ormanı kaçırmak gibi. Hepsi güzel hatta daha güzel
olabilirdi ama bir telaşla ve zorunlulukla değil de, ince ince tadına vararak
olmalıydı belki de. Bu anlamda Nazlı Koray’ı çok yorduğunu düşündü. Birbiri için
aslında uygun olan bu iki insan görücü usulü ile bir araya getirilse muhteşem bir
uyum sağlardı aslında. Sakinlik, sükûnet, aile, sosyal kültürel denklik. Tam da bu
noktada tanımak giriyordu devreye. Koray aşkı tanımış hatta dibine kadar
tatmıştı. Nazlı da Koray’a bu bağlamda çok düşkün olduğu dönemler yaşamıştı. Bu
yüzden aşkı bilen belki birbiri üzerinde güzel durmayan ama yerine mekana ve
zamana uygun bir elbiseydi ikisinin ilişkisi. Elbet bu da güven veriyordu. Aynı
zamanda yeni şeyler denemek, trendler yakalamayı hedef koymak ikisinin de tarzı
değildi. Bir ilişki ikisinin de nezninde derin olmalıydı. Ama kaçırdıkları şey belki de
ruhu da doyurmanın gereğiydi. Aç kalmış bir tema hangi hikayede olursa olsun
karnını bir şeylerle doyurur. İşte o şeyi belirlemek bizim elimizde olmakla
beraber uzun açlıkların bizi yanlış gıdalara götürebileceğini de bilmek
gerekiyordu.
Şennur romanının sonlarına doğru esnediğini fark ediyordu. Koray’a olan
kızgınlığı, Nazlıya olan üzüntüsü azalmıştı. Nazlı kendi yolunu bulmuştu çünkü.
Eğer Nazlı Koray’a sinirli olsaydı Şennur da sinirini korurdu, bundan emindi. Lakin
her şeye rağmen romanın son cümlesi ‘’Bazı şeyler, bazı olaylar ve bazı insanlar tepkiyi hak etmiyordu.’’ olacaktı. Çünkü kötü hatırlanan artık anı olmuş olaylar, gerçekten tepkisizliği çağırır. Bu kendiliğinden yansır hayata. Nazlı da ne kadar organize olmadan bu işin içinden kaçarak kendini iyi etmeyi planlamasa da; aynada kendini görmek ona çok iyi gelmişti. İçinden geleni yapmak, yapabilmek nasıl büyük bir özgürlüktü. Yara yerini unutmasa da yarası geçmişti. Yaşamdan izin almış gibi hissediyordu kendini, zil çalmıştı, teneffüs bitmişti Nazlı için.

.png)
Yorumlar