HİSS-İ ASLI
- Zeynep Demirbilek
- 8 Ara 2024
- 2 dakikada okunur
‘Ona aşık olduğum an dün gibi aklımdadır. İlkokulun ilk günüydü. Sırayla kendimizi tanıtıyorduk. Öğretmenimiz öncelikle neler hakkında bilgi vereceğimiz konusunda aydınlatmıştı bizi. Sıra ona geldiğinde içimde tarifini bilmediğim bir tat uyandı. Güzel bir şeydi aslında, ama biraz acı hatta bir tutam ekşi tam bilemiyorum, hiç de bilemedim.’ ‘Merhaba.’ O ana kadar konuşan hiç kimse merhaba dememişti. ‘Ben Aslı Birce Mertoğlu. Babam diş teknisyeni, annem hemşire. Kardeşim yok. Müzik dinlemeyi ve dans etmeyi severim. Teşekkürler.’ Gözümü ondan alamıyordum. Saçlarını iki yandan ayırmış fistolu beyaz tokalar takmıştı. Galiba beyaz dantelli soket çoraplarına uyması için bunu tercih etmişti, zaten ilerleyen yıllarda da onun bir çok alanda zevk sahibi olduğunu gözlemleyecektim’.
‘İnsana sevdiği ne kadar da güzel görünüyor, değil mi genç adam?’ Bütün bir güzellikten bahsediyorum burada. Onun gözlerini, ellerini, kaşlarını zaten seversin de sen içinde besleyerek büyütmüşsün anladığım kadarıyla bu sevdayı.’
‘Ne güzel dediniz. O ilk gün bile biri daha altta kalan çorabını çekişini sevdim. Konuşurken hararetle ellerini kullanmasını, heyecanını, hep bir hareket halinde oluşunu, bardağı sararcasına tutmasını, yemeğinin gelmesini beklerken ki sabırsızlığını…’, bir süre sustu. Yusuf Bey büyük bir sükûnet içerisinde bekledi Yaman’ı. Anlamıştı daha söyleyeceklerinin olduğunu.
‘Aslı’yı sevmeyi de sevdim ben, bu duyguya tutunduğum çok zaman olmuştur.’
‘Üniversiteye kadar aynı okullarda okuduk. Bizim orada şu an bile mahalle mektebi kültürü devam eder. Bu süreçte birbirimizin yakın arkadaşı olduk hep. Dönüp geriye baktığımda bütün karelerde Aslı var, insan kendi hayatının yönetmenliğinde başrolü hep sevdiklerine verirmiş ya...’
Yusuf Beyin gözleri dolmuştu. Uzun zamandır çevresindeki her şey o kadar yapaydı ki, bu derece katışıksız bir hikaye onu derinden etkilemişti. Bir çok şey söylemek istese de dinleyici konumunda kalmak Yaman’a daha iyi gelecekti, bunu sezmişti.
‘Ona hiç açılamadım.’ ‘Önceleri çekindim sonradan da arkadaşlığımızın bozulmasından korktum. Gün geçtikçe daha derine gömdüm duygularımı sanırım.’
‘Şimdi fide verme vakti o halde.’
‘Bunu bilmiyorum, yani doğru zaman mı, ama yerinde bir hareket olacağını düşünüyorum. Bazı sorularımın artık cevaba ihtiyacı var. Belirli bir sıralama vardır ya, okul askerlik iş gibi, tamamen bundan bağımsız benim kastettiğim. Bir gün karşıma çıkıp evleniyorum demesinden korkuyorum. Onu biriyle el ele yürürken görmekten… Bu işin hazırlığı olmaz ama bir anda yüzleşmek istemiyorum böyle durumlarla. İfadelerime bakmayın, ılımanım aslında, ümitliyim yani.’ Bu cümleyi kendine mi Yusuf Bey’e mi hitaben kurmuştu ikisi de bilemedi. Öylece askıda kaldı zaten.
Yusuf Bey duraksadı, içinden geleni söylemekle söylememek arasında kalmıştı. Bir süre Yaman’a baktı. ‘Yaman.’ ‘Nazımın bir şiiri vardır, ben çok severim, bilmem bilir misin? ‘Sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık, yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?’ duraksadı. ‘Sen tertemiz bir adamsın, sonuç ne olursa olsun bunun her ikiniz içinde hayırlı olacağına inan. Bence kendini ifade etme kararın yerinde,bunu da en doğu şekilde yapacağından eminim. Bırak gerisini de hayat belirlesin, su akar yolunu bulur değil mi?’ Yusuf bu bilge adamın söylediklerini dikkate almış da olsa önündeki belirsizlik onu korkutuyordu.
Bambaşka amaç ve hissiyatlarla, aynı noktaya varma girişimindeki bu iki adam on sekiz saatlik otobüs yolculuğun sonunda yorgun düşmüştü. Onları buraya getiren sebebi bu kadar değerli kılan, bu yorgunluktu belki de. Yaman huzursuz bir şekilde Aslı’nın ailesinin yazlık evine gidecekti. Yusuf… Yusuf; o da ayrı bir hikayenin baş kahramanı olacaktı.

.png)
Yorumlar