LAMBADA TİTREYEN ALEV ÜŞÜYOR
- Zeynep Demirbilek
- 1 Oca
- 1 dakikada okunur
‘Lambada titreyen alev üşüyor’’… Nasıl bir gönül davasının hayata yansımasıdır bu cümle, ifade etmesi zor. Hissetmeye hatta anlamaya çalıştıkça içine çeker. Mevzu bahis sevdalık işleri olunca insanın eli ayağına dolanmaz mı zaten? Bazen kelimeler cümlelere dönecek derecede yeterli olamazlar. Cesaret edemezler buna. Bazen de gerekli güç olsa bile tanımlar eksik kalır. İşte tam da bu noktada, bu cümlemiz öyle yüce bir tasvir yapmıştır ki, üzerine söz söylemek insanın içinden gelmez. Nasıl bir yokluk, yokluğun getirdiği çaresizlik anlatıldıysa, cümlenin tanımı yine cümlenin içinde anlamını bulmuştur. Titreyen bir alevin üşümesi, insanın içinin donmasına sebep olmaz mı? İşte bu belki de hastalıklı hal, kendine bir kapı aramıyordur. Bu duruma olumsuz olarak yaklaşmamızın sebebi de kendi kendine yanan belki de yanarak kendini tüketen ve bu durumumdan da hiç rahatsız olunmama halidir. Aşka her türlü fedakarlığın göğüs germesi gibi. Uğruna tutuşmak hatta ve hatta erimek yok olmak gibi.
Bazı ruhlar birbirini bulduktan sonra ne olacağı ile ilgilenmez. Meselenin özü diğer yarımı bulmaktır. Bu eşleşme gerçekleştikten sonrası aslında hiç de mühim değildir. Bu bir olma gibi görünen dışa vurum, bir beraberlik olmasa da, gidişat değişmeyecektir. Çünkü durum iki bedenin bir araya gelmesinden öte, iki ruhun el ele tutuşmasıdır. Görünen belki hiç gerçekleşmeyen ve gerçekleşmeyecek olacak bu fiziki tutum, bu duygunun yaşanmasını engellemeyecek belki de bu ilişkinin ayakta tutanı olacaktır. O alev yandıkça, alevi üşütecek bu da bin bir hikayeli bir sevdaya yol olacaktır. Bir kere tadılan bu bambaşka macera da herkese nasip olmayacak, nasip olanın da dünyasını altını üstüne getirecektir. İşte sevdalık denilen mahşer yeri de tam olarak böyle bir
dünyadır.

.png)
Yorumlar