top of page

MAKAM-I SEFA

  • 25 Ara 2024
  • 3 dakikada okunur

‘Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar; Ya da

şehre bir yabancı gelir.’ Bir yerlerde okumuştum zihnimde yer etmiş. Tolstoy’un

bir sözü galiba. Emin değilim, pek de bir önemi yok bunun zaten. Yani kime ait

olduğunun. Benim dışımda gelişen şeylere bir dahlim olmuyorsa olamıyorsa,

kendimi bu şekle göre mi konumlandırmalıyım? Bir söz daha beliriyor zihnimde,

‘dünyayı değiştiremiyorsan, dünyanı değiştir.’ Bunu düşünüyorum bir süredir…

Karmaşığım. Zaman akıyor, bazı şeyler kendiliğinden geçmiyor. Onarmak lazım ve

sanırım yaranın yerini keşfedemediğim için merhem de süremiyorum. Aslında ne

tür ilaçlarımın olduğunu bilsem değerlendirebilirdim de. Ama nevale konusunda

fakirim ve bunun bilincindeyim. Bu da iyi mi kötü mü bir şey anlamlandıramıyorum.


Sema neredeyse es vermeden konuşmuştu. Dağınık olduğunu belirtmesine

rağmen, içinde bulunduğu durumu çok net tasvir etmişti. Çok okuyan insanların

böyle bir kelime hazinesi vardır. Bu varlık bazen karşıdaki insanın da işini

kolaylaştırır. Tıpkı Berrin Hanımla seanslarında olduğu gibi. Sema yaklaşık olarak

altı aydır neredeyse her hafta uzman psikolog Berrin Ataman ile görüşüyordu.

Annesini kaybettikten sonra bir süre yeni hayatına ayak uydurmakta zorlanmıştı.

Boşandıktan sonra annesiyle geçirdikleri altı yıl ikisini de birbirine daha çok

bağlamıştı. Evi paylaşmanın yanında beraber vakit geçirmeyi de çok severlerdi.

Bir de annesi fazlasıyla kolaylaştırırdı Semanın hayatını. İşten gelince sıcacık bir

yemeğin hazır olması dahi tek başına konfor kaynağıydı. Dolayısıyla bu ani ölüm

Semayı sersemleştirmişti. Zamanın iyi geleceğine inanarak yaşamaya devam etti.

Bir süre sonra içindeki acının yerini boşluğa bırakmasının daha da kötü bir durum

olduğunu keşfedince, uzman yardımı almaya karar verdi. Bu tecrübe ettiği bir

durum değildi. Hafif tedirginlik yaşasa da kısa sürede araştırdıktan sonra

randevusunu aldı ve görüşmeler başladı.


Bir süre yaşananlar, elinde cebinde ne var ne yok dökmekle geçti. Sonra yavaş

yavaş neden ve niçinler ortaya çıkmaya başladı. Bazı soruların cevaplarını bilse de

bazıları konusunda hiç düşünmediği aklına gelmediği bile oluyordu. Öncelikli

kolonları değerlendiriyorlardı. Afife Hanımın vefatı ile başlayan bu yolculuk,

babası Veli Efendinin hakkın rahmetine karışmadan önce yaşadığı zorlu kanser

hastalığı ve on sekiz yıllık evliliğin bitişi ile başlamıştı. Söz konusu annesi ve

babası olunca gayet kendinden emin ve uzun uzun konuşuyordu Sema. Döküyordu

eteğindekileri. Boşanma konusunda ise kısa ve öz cevaplar veriyor, ara ara takılıyordu. Boşanma nedenini ‘şiddetli sevgisizlik’ olarak nitelendiren Sema

aslında bu konuda kendinden fazlasıyla emindi. Bazı duygular yaşandığında üzer,

bazıları ise yaşanmadığında. Bir yakınımızı kaybettiğimizde derler ya bazen acını

içinden geldiği gibi yaşa diye, tam da oyle. Sema on sekiz yıllık evliliğin son

yıllarında ilişkiyi zaten tüketmişti. Acısını da çekmiş boşanınca geriye olumlu

olumsuz hiçbir şey kalmamıştı. Berrin Hanım kendini bu derece net deşifre eden

insanlara hayran kalırdı. Yalpalasalar da düşseler de bir şekilde oyunda kalırlardı.

Çünkü şovun devam etmesi gerekliliği bazen acı da gelse hayatın tam içinden

kopup gelmiş bir gerçekti.


Sema’nın biraz daha zamana ihtiyacı vardı. Uzun yıllardır aynı hanede bulunmak

durumu bağımlılık noktasına taşıyabiliyordu. Belki de başka bir ev fikrini

değerlendirebilirdi. Gittiğim yere kendimi de götürmeyecek miyim diye sordu

Berrin Hanıma. Berrin Hanım bu taşınma konusunda temkinliydi. Yeni bir yer yeni

atmosfer hava almasını kolaylaştırabilirdi. Lakin çok büyük beklentiler yüklemek

de doğru olmazdı. Sema ruhu sızladıkça yolcu ya da yabancı olmayı dahi

düşünüyordu. Ya da yabancı bir yolcu olabilirdi. Böylelikle dünyası değişmiş olurdu.

Neyse ki aklına gelen şeyleri önce fikir noktasında tutup ölçüp biçen bir yanı

vardı.


Berrin Hanımla beraber götürdükleri görüşmeler ona iyi gelmişti. Zamanın

kendine özgü iyileştiriciliğini de hesaba katacak olursak, manzara daha izlenebilir

bir hal almıştı. Bir resme bakarak başka başka kompozisyonlar kurmak mümkündü.

Bunu sağlayan bir çok değişken söz konusuydu. Bakış açısı olarak

özetleyebileceğimiz bu gerçek; renkleri, mevsimleri, kişileri, nesneleri… taban

tabana zıt gösterebilirdi. Çünkü bu sadece göz mesafesi değil bir o kadar da kalbi

hissiyatın yansımasıydı .

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page