MISRA
- 25 Ara 2024
- 3 dakikada okunur
‘’Leyla ela gözlü bir çöl Ahu’su’’
Beş dakikadan fazla sürmeyen dava sonucunda boşanmışlardı. Anlaşmalı boşanma
dedikleri bu mahkeme türü insanı düşündürmüyor değildi. Hala anlaşabiliyorlarsa
neden ayrılıyorlardı ki? Bunun cevabı Halide Hanım ve Refik Bey için farklıydı. En
azından birbirlerini anlamıyor oldukları konusunda hem fikir olabilmişlerdi de,
medeni bir ayrılık gerçekleşmişti. Leyla ve Ahu için bu anılar yıllar geçtikçe başka
anlamlara bürünecek; belki de yaşadıklarına başka bir gözlükle bakacaklarından
dolayı, senaryo değişecekti. Tecrübe zaman zaman da yaş almak insanın
düşüncelerini buna bağlı olarak da duruşunu değiştirebiliyordu. Çocukluktaki
bencil tavırlar yerini başkalarının kıyafetini giymeye kadar götürüp o vücuda
bürünmeye kadar itebiliyordu. Empati dedikleri bu durum ne de güzel bir şeydi
aslında.
Halide Hanım ve Refik Bey’in ortak kararlarıyla kızları Leyla babasında, Ahu ise
annesinde kalacaktı. Ahu üç yaş da olsa Leyla’dan küçük olduğu için annesiyle
kalmasının daha doğru olduğunu düşünmüşlerdi. Henüz ilkokul son sınıfta olan
Leyla’nın daha güçlü bir karaktere sahip olması da bu kararda etkili olmuştu.
Olumlu bir özelliğe sahip olduğu için cezalandırılmalı mıdır insanlar, bu soru
Leyla’nın hayatında çoğu zaman sorguladığı bir durum olacaktı. Annenin yanında
kalan taraf çocuk olmaya devam edecekken, babayla yaşayacak olanın kimliği
değişecek bir yerde evin annesi olacaktı. Leyla bunu bilecek yaş ve hissiyattaydı.
Bu sorumluluk demekti ve kimse ona buna hazır olup olmadığını sormamıştı. Bazen
başkalarının kararlarını yaşıyorduk.
Boşanmanın ardından Halide Hanım Ahu ile beraber ailesinin memleketi olan
Sinop’a taşındı. Ev hanımı olan Halide Hanım’a eski eşi kendisi ve Ahu için nafaka
ödeyecek de olsa, Halide Hanım ayaklarını yere basmak istiyordu. Babası Abdullah
Efendi terziydi, evlenmeden önce o da babasına yardım ederdi. Çok iyi dikiş
dikemese de, artık yaşlanan babasına yardım eder bir işe yarardı. Babası bu fikri
duyunca çok sevindi. Halide yegane kızı, değerlisiydi. Şiirler kitaplar okuyarak
büyütmüştü onu. Adını Halide koymak da tamamen edebiyata olan alakasından
dolayıydı.
Anlaşarak ayrılmakla kalmayıp, anlaşarak ayrılmanın ardından alınan kararlarda
da anlaşmışlardı. Tatillerde Ahu babasına, Leyla annesine gidecekti. Çocuklarla ilgili büyük bir karar vermek gerektiğinde, uzlaşacaklardı. Bu derece kuru, çürümüş bir ağaç kokusu ve dokusu o evde yaşayan herkesi boğmuştu. Bunu yeni yaşamlarına başlayınca anlamışlardı. Kızlar yaşları gereği bunu tanımlayamasalar da, özlem duygusu baskın da olsa sükûnet herkese iyi gelmişti.
On bir ve sekiz yaşında iki kardeşin vedalaşmasından daha hüzünlü bir manzara
olamazdı, dışardan öyle görünüyordu. Sarılırken Ahu ağlıyor, Leyla ise kokluyordu
kardeşini. Ahu’yu annesine götürmek için gelen amcaları Arif Bey, duruma
müdahale etmek istiyor, fakat yapılabilecek her şeyin manasız olacağını
düşünüyordu. En sonunda vedalaşmaların mümkün olamayacağını anlayınca işin başa
düşdüğünü netleştirir ve harekete geçer. Arif Bey herkes tarafından sevilen
insanlara el vermekten hoşlanan doğru mert bir adamdır. Halide Hanımla Refik
Bey karşı karşıya gelmek istemediklerinden dolayı aradaki köprü olma görevini
kendisi teklif etmişti. Hem kızlara olan bağlılığının hem de kolaylık sağlamak
istemesinin tezahürüydü bu.
İlk önce ‘tren kalkıyor’ deyip düdük sesi çıkarttı, baktı olmuyor; Ahu’nun arabaya
koydukları sihirli değneğine yöneldi. Hemen onu alıp ‘hokus pokus tatile kadar
yokuz’ deyip; kızları birbirinden ayırdı. O gün, o veda hayatlarında hep bir iz
olarak kalacaktı.
Zaman hepsinin hayatına yenilikler getirdi. Leyla İstanbul’da bir Anadolu lisesini
kazandı. Yatılı okumak üzere oraya göçtü. Ahu da değişen okul, arkadaşlar, büyük
büyük akrabalar, yeni bir memlekete gelmiş olmanın farklılıklarını tecrübe etti.
Neden niçin düşünecek yaşta olmasa da bunların hepsinin annesi ve babası
yüzünden olduğunu düşünüyordu. Yüzünüzdenler, sayenizdelere baskındır
çoğunlukla. Keşke’nin başrol olup, iyi ki’nin yan rollerde olması gibi. Bir gün
dayanamayıp annesine neden sordu. Annesinin cevabını ise yıllar sonra anlayacaktı
belki de. ‘Sevgi ve şefkatin bile iyi gelemeyeceği insanlar var’ demiş bir yazar; biz
tam da bundan sebep ayrıldık...
Tatillerde yer değiştiriyor gibi olduklarından iki kız kardeşin arasına zaman
girmişti. İlk başta birbirini çok özleyen, telefonda konuşmak için imkan kollayan
kızlar, hayatın akışıyla ergenlikle, başka başka mevsimlerde yaşadıkları için
kopmuşlardı. Hatta ilerleyen yıllarda birbiriyle ilgili haberleri başkalarından
aldıklarını fark etmişlerdi.
…
Bir trajedi nelere gebe olabilirdi? Arif amcanın vefatıyla beraber Leyla ve Ahu
bir araya gelecekti. Hatta Refik Beyle Halide Hanım da. Hala aynı paydada
buluşuyor olabilmeleri, hepsine farklı farklı kırık dökük duygular da yaşatsa Arif
amcanın adı gibi yaşamı her güzelliği hak ediyordu.
Cenazenin ardından eve gelinmişti. Arif amca hiç evlenmediği için çocuğu da
yoktu. Yeğenlerine adamıştı hayatını. Evde de dua okunmaya başlamış bir yandan
da ikramlıklar servis edilmişti. Arif amcaya yaraşır şekilde herkes bol bol yiyip
içmeliydi. Leyla ve Ahu da servise yardım ediyorlardı. Birbirinin yanından
geçerken göz ucuyla süzüyorlardı. Akşama doğru evdeki yoğunluk hafifleyince,
Leyla ve Ahu mutfakta ilk kez yalnız kaldı. Oradan buradan hoş beş ettiler. Sanki
dün ayrılmışçasına rahat bir konuşmaydı aralarındaki. Arif amca yine bir sihir
yapmış ve onları bir araya getirmişti. Aralarındaki bağlar bundan sonra kuvvetli
mi olacak yoksa yeniden kopacak mı ya da tesadüfler sonucu tekrarlanacak mı
bilmiyorlardı ama kardeşlik çok güzeldi ve o evde tekrar bir araya gelip aynı acıda
buluşmak ikisine de iyi gelmişti.
‘Ahu narin bedenli bir ağacın yansıması; Leyla’sı…’

.png)
Yorumlar