top of page

ŞARKILARI GİYİNEN KADIN

  • Zeynep Demirbilek
  • 8 Ara 2024
  • 4 dakikada okunur

Sedef aylardır bitirme teziyle uğraşıyordu. Bir çok fikir havada uçuşurken bazıları elle tutulur gibi geliyor, onun üstüne gidiyordu. Bir iki tıkanma yaşadıktan sonra vazgeçiyordu. Kendiliğinden akıp giden bir şeydi hayalindeki. Net bir şey olmasa da en azından taşlar yerini oturmalıydı artık. Hazır ettiği; her durumda işe yarayan standartlar dahilinde bir nevi bir bilgi kaynağı hazırlamıştı. Buraya elinin altında durmasını istediği her zaman joker olacak konu başlıklarını not ediyordu. Söz konusu edebiyat olunca, onu en çok destekleyenin müzik olduğu kanısındaydı. Şiirsel anlatımlarda bütünleyebilirdi bu beraberliği. Okuduğu her yeni şey, dinlediği her yeni müzik ya da izlediği yeni ne varsa, bir konuşmanın minicik bir parçası onu besleyebilirdi. Aklında hep bu fikirle yaşadığı için özellikle konu ve durumlara karşı sıcak bir yaklaşımı vardı.  

Dinlediği şarkılar insanın ruh halini anlatır ya, Sedef bir süredir aynı listeye bağlı kalıyor, birbiriyle alakalı bu şarkılardan nasıl bir iş çıkarabileceğini düşünüyordu. Şarkıcılar şarkı söylerken neler hisseder, buna kafa yoruyordu. Çünkü kendisi şarkı söylerken dünyayla bağını kestiği gibi, gözlerini de kapatıp tamamen o sözlere ve müziğe odaklanıyordu. Müziği nerdeyse hayatının merkezine koyan bir kızın, bunca yıl sonra ortaya çıkaracağı şey de müzikle alakalı olmalıydı; böyledüşlüyordu. Bir sabah listede ‘’İnleyen Nağmeler’’ sesi yükseliyordu. Çok sevdiği bir eserdi. Keyifle içine çekerek dinledi, tam başa alacaktı ki; duraksadı bir sonraki parçayı dinlemeye karar verdi. Sonra bir diğeri, bir diğeri derken yaklaşık bir saat aralıksız devam etti. Kendi hazırladığı bir liste olsa da çok fazla adet ve içinde şarkı olduğu için sadece listenin adına bakarak tarzını anlayabiliyordu. Bu listenin adı ‘İçeride Hayat Var’’ dı. Çünkü hayattan ve hayatın duruşundan en iyi bahseden ve tanımlayan şarkılar vardı burada. Bazen gül, bazen diken diyen şarkılar. Ağlamak da var,  gülmek de diyen şarkılar. İşte Sedef o an ne yapacağına karar verdi. Şarkıları giyinecek ve onlara vücut kazandıracaktı.

 İlk işi şarkı seçimi olmalıydı. Onlarca şarkı neredeyse benzer şeylerden bahsetse de; yer yer müzik, yer yer şarkıcının tınısıyla elbette hepsi başka başkabir hal alıyordu. Sedef’in istediği anlam bütünlüğü yakalamaktı. Bunun içinde bir tek o listeye bağımlı kalmadan, uzun süre şarkı arayışına girdi. Hangi şarkılar olacağı netleşmese de; birinci sırayı ‘’İnleyen Nağmeler’’ alacak, giriş onla olacaktı. Gelişme de kendi kendini belirliyordu. Her mevsim çiçekleri dökülüp sonra yeniden açan kızın; bir yanı yaprak dökerken diğer yanının bahar bahçe olmasını resmetmişti. Hayalinde canlandırdığı bu görselin bitişi de kendini o noktada belli etmişti. Ve sonuç, bu tespitleri ‘’elbette’’ ile onaylayacak şekilde olacaktı. Bir anda gelen bir fikir gibi görünse de aylardır, ne fikrinden ne de zikrinden düşürmediği bu tez çalışmasının bu şekilde hayata yansıyacağını biliyordu aslında. Ne kadar düşünülürse düşünülsün, fikirlerin hayata yansımasıbazen anlık zaman diliminde gerçekleşirdi. Ve kalan kısmı da kendini hızla belli ederdi. Bunda biriktirdiklerimizin de büyük payı vardı elbette!!!

Sedef artık ne yapacağını bilmenin verdiği rahatlığı yaşıyordu. İşin iskeletini kurarsa çok daha memnun olacaktı. İnce işe geçince ne kadar daha çok özenmesi gerecekse de, ufuk belli olduğundan daha huzurla çalışacaktı.

Konu belliydi, oyuncu zaten belliydi, sıralama da başı çekmese de dekoru düşündü. Sedef yapısı gereği kendine dair olan konuları sıralama da arka planda tutardı. Bu ‘’nasıl olsa ben yaparım özgüveni’’ idi. Önceliği başka etmenlere verirdi. Dekor konusunda zorlanmayacaktı çünkü çok naif bir görüntü vardı gözün önünde. Sedef’in rol arkadaşı bir ağaç olacaktı. Bunun sebebi sadece şarkıların sözleriyle alakalı olması değildi. Hayat denen yolculuğu belki de en iyi anlatan canlılardan biri ağaçtı. Dikilmesi, beslenmesi, büyümesi, bu süreçte değişimlere uğraması, çiçek ve meyve vermesi, bunlar için ona verilen emek, belki köklerin toprağa tutunamaması, ölmesi... Ağaçları resmederken yeşil kullanmamızın nedeni de sadece renginden ötürü değil, verdiği huzurdan dolayıdır Sedef’e göre. Belki de bundan sebep sahnede ondan da güç alacağını düşünüyordu. Ve  onunla bir nevi dostluk kurmaları gerekiyordu. Bunun içinde çok çalışmalıydı. Bu süreçte hocasına ara ara uğrayıp hem fikirlerini hem de sonrası anlatıyor, devamı için yönlendirmeler alıyordu. Hocası da bu proje için çok heyecanlanmıştı. İlk bakışta akla gelen bir çalışma olmaması hocasındaki merakın sebebiydi. Sedefde içine sinecek bir çalışma olmasının verdiği haz vardı. Müzikal tarzda tek kişilik oyun ülkemizde çok rastlanan bir tür olmasa da harikulade örnekleri de yok değildi.Bakalım Sedef bu konunun ne derece içine girecek, sunum günü nasıl geçecekti.


1. Perde:(İnleyen Nağmeler çalar. Bir yerden, şeyden, kişiden kaçar gibi hafif yalpalayarak kendini hızla sahneye atar.) Müziğin tesiri altına girmiş bir kadın, güfteyi dinler, bir yandan sağa sola yürürken şarkıyı mırıldanır. Müziğin tonuyla beraber salınırken, bir yandan kendini sarmalayarak; şarkıyı giyinir. Şarkının sonuna doğru gökyüzüne ellerini açıp martılara sonra da gülümseyerek el ele yürüyen bir çifte selam verir.)

(Perde Kapanır)


2. Perde: (Öyle Bir Yerdeyim ki çalar. Ağacın yanında durmaktadır. Ağacın yaklaşık yarısının yaprağı dökülmüş, diğer yanınkinin ise canlı bir görünümü vardır. Bir süre bu görüntüyü izler, durumu garipsemiştir ve iki kolunu açıp, vücudunu terazi şekline sokarak dengeyi gösterir.)

(Ne Kavgam Bitti ne Sevdam çalar. Şarkının melodisine uyacak şekilde, ağacı da kullanarak modern ve  özgün figürlerle dans eder. Ara ara ağacı dans partneri olarak görsek de ; sahnedeki başrol kendisidir.)

(Perde Kapanır)


3. Perde: (Elbette çalar.) Elleriyle vücudunu örterken, çömelip kendini gizler. Sonra ayağa kalkarak ellerini açabildiği kadar havaya açar. Havaya bakarken eliyle kamaşan gözünü kapatırken, az sonra gözlerini açıp sabah uyanan insan esnemesi hareketini yapar.)

(Perde Kapanır ve selam için tekrar açar, fonda Elbette çalıyordur.)

 

Sedef’in gösterinin nasıl geçtiğine dair en ufak bir fikri yoktu. Bu okula başladıktan sonra ilk yalnız oyunuydu. Üstüne üstlük işin hem önünde hem de arkasında bulunuyor olmak zordu. Ama hocaların ayağa kalkarak alkışlamalarında bir mana olmalıydı diye düşündü, gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Yolunda gitmeyen bir iki durum olsa da, genel olarak iyi bir oyun çıkmıştı ortaya. Her şeyden önce hikayenin içine girebilmiş olması muhteşemdi . Melodilerin kalbinde yer edişi, kostümün dekorun müziğin ayrı ayrı yerinde tadı vermesi; oyunu başlı başına güzel kılan etmenler olmuştu.Duygu içine tam anlamıyla işlemişti. Zaten hayat da tam olarak bu değil miydi? Bazen siyah bazen beyaz, zaman zaman ara renkler tatlar. İşte tam da bu fikri benimsediği için; rolünü çok kolay benimsemiş ve içine girebilmişti. Şarkıların sözlerini içselleştirmiş, bir kitap yazarcasına inanmıştı. Melodiler kalbini ısıtmış; bu inanç da heyecan duygusunun güzel bir hissiyata dönüşmesini sağlamış ne kadar mutlu ki bu da izleyiciye geçmişti. 


Sedef selamlamanın ardından, memnun kaldıklarını da gördüğü hocalarının yanına gitti ve hepsine ayrı ayrı teşekkürünü sundu. Eğer ortada bir başarı varsa, bunun kaynağının kendileri olduğunu ifade etti. Bu güzel gün de Sedef’in kariyerinin en önemli günlerinden biri olarak yerini alacaktı.

 

 

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page