SADIK KİMSE
- Zeynep Demirbilek
- 18 Ara 2024
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 25 Ara 2024
Uzun zamandır üzerinde konuştuğumuz bu görüşme sonunda gerçekleşmişti. Dönüşte farklı hissiyatlar içerisindeydik. Ben bir süredir planladığım bir şeyi hayata geçirmiş olmanın rahatlığını yaşıyordum. Bir yanımsa bu olaya gereğinden fazla anlam yüklediğimi söylüyordu. Onun yüzüne baktım, Sadık yorgun düşmüştü. Kendini az neredeyse hiç anlatmayan bir insan için zorlu bir durumdu bir psikoterapi seansı. Evliliğimiz yolunda gitmiyordu ve bir uzmandan yardım almıştık, bu kadar da basitti aslında. Basit miydi? Aslında bundan ben de hiç emin değildim.
İlişkimizin son beş yılı yani çocuğumuzun ele avuca geldiği dönemden itibaren, her şey farklılaşmıştı. Sadık kontrolün her zaman elinde olmasını istiyor, söz konusu ne olursa olsun bunu bize dikte ediyordu. Marketten yeni bir marka süt almış olmak bile suçtu. Son zamanlarda bu tavrı iyiden iyiye büyütür olmuştu. Bir yere gideceğimiz vakit, üzerimize giydiğimiz şeylerin Sadık’ın kriterlerine uygun olması gerekiyordu. Kalbim kırılıyor, üzülüyordum. Buna rağmen onun içinde yatan naif adamı halen gördüğüm de oluyordu. Bu da iplerin tam anlamıyla kopmadığının göstergesiydi belki de. Bazen, ona bunu anlatmaya çalıştığım zamanlarda, çözüm odaklı yaklaştığı da oluyordu. Bu ise ilişkimizde daha farklı bir iz bırakıyordu. Onunla ilgili kati kararlar alamıyor, değişkenliği olumlu yönlerde olsa bile altından kötü bir şey çıkacakmışçasına tedirgin oluyordum.
İşin anlayamadığım kısmı onun bu güzergahta yürüyen bir ilişkiyi sağlıklı bulmasıydı. Evet yer yer gülüp eğlenmiyor da değildik. Belki bundan sebep, ona göre her çiftin arasında sorunlar olurdu, uzatmanın pek de anlamı yoktu. Ta ki aramızda geçen son tartışmaya kadar. Yine ne olduğu belirsiz bir konuda direktifler vermişti. Ben de karşılığında bir şeyler söylemiştim. İkimiz de geri adım atmak niyetinde değildik. Ona en son ‘’keşke baban ölmüş olmasaydı, seninle gurur duyardı’’ gibi bir cümle kurdum. Evet sırf diktatör ve huysuz bir adam olduğu için babasını neredeyse reddetmiş eşime, bu cümleyi kurmuştum. Kelimelerin tükendiği bu noktada sessiz kalmıştık. Sessizliği halen paylaşabiliyorduk demek ki. Ona, ‘’her şeyimizi sürekli kontrol ediyorsun, her şeyin en doğrusunu sen biliyorsun, hiçbir şeyden memnun kalmayıp sürekli eleştiri halindesin. Üstüne üstlük bunları önümüze bizim iyiliğimiz olarak sunuyorsun. Sürekli yükselen ve artan sesin bitip tükenmiyor. Bizi kırmayı geçtim, darmadağın ediyorsun.’’ dedim. Bir anda hepsi çıkıverdi ağzımdan. Aslında söylediklerimin arkasındaydım hatta eklemek istediklerim de yok değildi. Mesela onun bugün olduğu noktadan ailesinin sorumlu olduğunu hoparlörle haykırmak istiyordum. Derin bir baskı altında büyümüş, bundan dolayı babasını hiç affetmeyen bir adamın neredeyse aynı tutumu kendi kurduğu ailede sergilemesinin, bir tesadüf olmadığını da konuşmanın bir yerine iğnelemeliydim… Lakin sadece ‘’Sadık bak neredeyiz’’ diyebildim.
Bu konuşmalar ikimizde de ayrı yaralar açtı. En azından bu işi kendi kendimize çözemeyeceğimizi anlamıştık. Ardından terapiste gitme fikrimi kabul etmişti. Bunun bir süreç olduğunun farkındaydık. Ve önümüzü göremesek de bir adım atmıştık. Yazısız sözsüz bir anlaşma yapmış gibiydik. Sadık’ın sözüne sadık bir kimse olduğunu biliyordum. Belki yaralarımızı beraber saracak, belki de onlara hiç dokunmamayı öğrenecektik. Belki yeni bir fidan dikecek, onu daha bilinçli bir şekilde besleyip, büyütülecektik. Belki de yumuşak bir iniş yapacaktık. Bu soruların hepsinin cevabı da zamanda gizliydi…

.png)
Yorumlar