top of page

SEVDİĞİM ŞEYİ ÇOK SEVİYORUM

19 Eyl 2025
1 dakikada okunur

   Şöyle ki… Dere otlu poğaçayı çok seviyorum. Lakin evde kendim yapmalıyım. İçine yağı koyarken orama burama yapışmalı; ardından mutfak tezgahına… Yani işlem bittikten sonra ‘’buradan bir dere otlu poğaça  geçmiş’’ denilmeli. Pişmesi için ayrı beklemeli; soğuması için gereken zaman da ayrı sabırsızlanmalıyım. İşte bunların hepsine göğüs germek için (farkında iseniz katlanmak kelimesini kullanmıyorum) benim dere otlu poğaçayı çok sevmem gerek. Bir Küçük Prens klasiğidir ya; ‘’bir şeye verdiğin değer ona verdiğin emekle alakalıdır’’ der. Evet tam da budur.

   Pastane kokusuna bayılan bir kişi olarak kokunun beni götürdüğü; yürürken neredeyse tüm benliğimin sadece rotaya odaklanıp, yol alarak bir dere otlu poğaça  kavuşmakla, benim aldığım mesafe arasında kocaman bir fark yok mudur sizce? Dokunmanın hissetmekte büyük rolü olduğunu düşünmüşümdür. Daha ziyade, o iş için harcadığın zaman arttıkça, emeğin de katlanmasıyla, başka bir mana kazanıyor belki de. Bazı kısımları kişiden kişiye değişse de; kanaatim; o hamuru meydana çıkarıp, unla kirlenmenin ardı sıra temizlenmenin anlamlarını daha anlamlı kıldığının görece olmadığı ve onu daha çok sevmemizi ve leziz bulmamızı sağladığı yönünde. Burada bahsi geçen lezzet ağız tadı mı diyecek olursanız; hıhı evet, akla gelen her manada ağız tadı diyelim ağzımızın tadı kaçmasın…

 
 
 

Yorumlar


bottom of page